16 Aralık 2009 Çarşamba

“Ah Çiğdem Hanımcığım, Bir Bilseniz..."

Geçen ayların birinde bir güzel yürekle tanıştım.. Tanıştım dediğim telefonda.. Yüzyüze gelemedik çünkü farklı şehirlerdeyiz; ilerde belki, kısmet.. “Ah Çiğdem Hanımcığım” dedi, “bir bilseniz derdimi…” Hikayesini anlattı, hem hepimizinkine benziyordu, hem hepimizinkinden farklı.. Konu özünde aynı, yaşanan olaylar değişiyor.. “Bana yardım edeceğinizi biliyorum” dedi.. “Evet” dedim “içinizde zaten var olan cevabı bulmanız ve görmeniz için size yardım edebilirim..” Cevaplar gerçekten içimizde, yeter ki farkında olalım.. .......................
***********************************
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
Sevgimle kucaklarım.. :)

15 Aralık 2009 Salı

Delfina'ya...

Son zamanlarda sıklığı ve şiddeti artan başağrım nedeniyle dün doktora gittim. Yapılan bir dizi tetkikten sonra göz tansiyonumun oldukça yüksek olduğu ortaya çıktı. 10 gün göz damlası kullanıp kontrole gideceğim. Bugün bir ara “hay Allah bu hastalık da nerden çıktı şimdi” diye düşünürken telefonum çaldı: Danışmadan adıma bir kargo geldiğini söylediler. Göndereni soyadından hemen tanıdım: Delfina’nın babası..
Akşam eve geldiğimde kutuyu eşimle birlikte açtık, içinden neler çıkmadı ki: Muhteşem lezzette kuru incir (Mehtapcım itiraf ediyorum, 1,5 tane yedim :)), zeytinyağı, kapağını açınca limonunun bile kokusu gelen yeşil zeytin, harika renkli bal, zeytinyağlı sabunlar, erişte ve kırmızı biber.. “Ey güzel Allahım çıktıkça çıkıyor, bu da ne” diyorum her paketi açarken.. “Ama bunlar çok, çok fazla” diyorum.. Asıl ve en önemlisini eşim veriyor: Küçük bir kağıda el yazısı ile yazılanlar burnumun direğini sızlatıyor, gözyaşımı elimin tersi ile siliveriyorum… Sanki neler söyleyeceğimi bilmiş de "helal olsun" diye yazmış Tevfik amca..
Eşim de ben de hem gönderilenlerden, hem de ve daha çok da yazılanlardan çok etkilendik.
Tam o sırada komşum telefon ederek değişik bir pilav yaptığını ve istersek vereceğini söyledi. Zaten kayınvalidem de yemek yapıp gönderdi bugün, e ben daha ne isteyeyim, “teşekkürler Tanrım” dedim.. :)
Gelen kargonun hikayesini Delfina’nın önümüzdeki günlerde yazacağını biliyorum. Ben bugün sadece ona güzel yüreği, hassasiyeti ve inceliği için teşekkür ediyorum.. Tevfik amca ve Fatma teyzeye de selam, sevgi ve saygılarımı yolluyorum, lütfen onlar da kabul etsinler; ellerine sağlık.. Ve her ne hakkım var ise, benden yana da helal OLsun..
Delfina’nın hikayesini beklerken, ben size pilavın hikayesini anlatayım:
Geçen Pazar günü sevgili reiki hocam bize gelmişti; onunla keyif dolu, çaylı kurabiyeli güzel bikaç saat geçirdik. Sohbetimizin bir yerinde “vermenin gücü”nden sözettik. İlla her şeyin parasal bir karşılığı olmayacağından, bazen bir sözün, bazen bir davranışın ya da paylaşılan bir tabak yemeğin de pekala bişeylerin karşılığı olabileceğinden bahsettik. Ona dedim ki “bak mesela, bu kurabiyeyi yapmak için 3 yumurta gerekiyordu, ama evde 2 tane vardı. Eksik olan yumurtayı aldığım komşuma yumurtanın parasını vermeyeceğim tabii ama kurabiye götüreceğim.” Akşam ona kurabiye götürünce Baturhan bir tabak kurabiye de diğer komşumuza götürmemi söyledi: “O” dedi, sen Adana’ya
gittiğinde bana yemek getirmişti.” Bir tabak kurabiye de üst komşum Şükran’a çıkardım. Kapıda konuşurken “nohut pişirdim” dedi, “ister misin?” Baturhan nohudu çok sevdiğinden olur dedim. Tam tabağa koyuyordu ki, “ ya ne uğraştırıyorsun beni, hadi gelin burada yiyelim” dedi. Biz de evden turşu getirdik, bir de geçen gün bir sevgili arkadaşımın getirdiği kestane şekerlerinden.. Şükran da kestane şekerini çok seviyor, süper yemek oldu :)) Velhasıl aldığım 1 yumurta döndü dolaştı bize akşam yemeği oldu sonunda.. Pilav da olayın devamı.. :)
Hani hep diyorum ya, sorgusuz hesapsız kitapsız verin diye.. Ee verin işte, inanın o verdiğiniz döner dolanır size misliyle gelir. Paylaşarak çoğalmak dedikleri de işte bu..
Sevgili Delfina artık hikayeni bekliyoruz, şimdi herkes merak edecek bana niye bu kadar çok şey gönderdiğini.. Paylaşıp çoğaltmak ister misin sen de hislerini?
Sevgiler benden.. :)

07 Aralık 2009 Pazartesi

Tıkandığınızı mı Düşünüyorsunuz?

Uzun süredir herhangi bir konuda bişeyler yapmak için uğraşıp, hiçbir şey olmadığını düşündüğünüz zamanlar oldu mu:

* Mesela eşiniz siz yemek hazırlarken televizyon seyrediyor ve buna sinir oluyorsunuz. Bunu kendisine ifade ettiğiniz zaman da mutfakta 2 kişilik yer olmadığını söylüyor…
* Hadi hanımları kayırmış olmayalım, hanımlar da yoğun bir tempoda çalışan eşlerini sık sık arayabiliyorlar, itiraf edin yapıyorsunuz bazen değil mi? :) Oysa eşiniz işi bitince arayacağını söylemişti…
* Patronunuz siz telefonda konuşurken başınızda dikilip durunca nasıl da bunalıyorsunuz, oysa söylemiştiniz böyle durumlarda gerildiğinizi, niye hala yapıyor?
*********************************
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
Mutlu bir hafta OLsun hepimize..
Sevgimle kucaklarım... :)

30 Kasım 2009 Pazartesi

Mevlana Oğluna Der ki...

Bugün sizlerle Mevlana'nın oğluna öğüdünü paylaşmak istedim, yaşamınız ışık ve sevgi dolu OLsun..
Mevlana oğluna der ki:
“Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen, fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun.. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar, canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir.. Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular. Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.”
Mevlana oğluna der ki:
"Bahaeddin! Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur.
Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır."
Sevgimle kucaklarım.. :)
(foto Aralık 2007, Şeb-i Aruz törenleri - Konya, Baturhan Atabey)

23 Kasım 2009 Pazartesi

Yoksa Kendinizi mi Unuttunuz?

An’da olmanın öneminden ve gerekliliğinden pek çok kere sözettim. Şimdi’yi ne kadar hakkıyla ve layıkıyla yaşarsak, pek çok şeyin daha çok farkında olabiliriz. İşte tam da burada kendimize odaklanmanın öneminden bahsetmek istiyorum. Zira bizi şimdi’den uzaklaştıran en temel nedenlerden biri “kendimizi unutmak”tır. Başka bir kişiye, işinize, geçmişinize, geleceğinize ya da herhangi başka bir şeye odaklanıp kendinizi unuttuğunuz zaman, artık şimdi’de değilsinizdir. Ve şimdi’de olmadığınızda kişisel, zihinsel ya da duygusal ihtiyaçlarınızı göz ardı ettiğiniz, ihmal ettiğiniz, hatta bazen de savsakladığınız bir durumdasınızdır.
***************
Devamı burda...
Ben bugün Adana'ya gidiyorum, Çarşamba evdeyim tekrar. Soğumuştu Ankara, iyi gelecek sıcak Adana.. :))
Keyifli bir hafta dilerim hepimize..
Sevgimle kucaklarım.. :)

17 Kasım 2009 Salı

Kadınlar İçin Sone...

Ben güzel gözlü kadınları severim
Bir de küçük ayaklıları, uzun boyunluları
Hem nasıl severim, öyle severim işte
Terler avuçları, kesilir solukları.

Ben mahzun kadınları severim,
Yavru ceylanca kadınları, ürkekçe,
Hem nasıl severim, öyle severim işte.
Bilemezsin ne güzeldirler öpüştükçe,

Ben akıllı kadınları severim,
Düşünen, az konuşan, çok bilen,
Her yerde her zaman nazı çekilen,
Hem nasıl severim, öyle severim işte.

İçimde büyük, sonsuz ateşler yanmalı
Ölümüm bile o kadın yüzünden olmalı.

Ümit Yaşar Oğuzcan

16 Kasım 2009 Pazartesi

Hedeflerden Fal Tuttum... :)

"Bugün 16 Kasım 2009.. 31 Aralık’a 1,5 ay vakit kaldı...
Dün 2009 için koyduğum hedefleri, gerçekleşenleri, yaptıklarımı ve yapamadıklarımı değerlendirdim ve bir 31 Aralık tahmini yaptım.. Ee size o kadar şunu yapın, bunu yapın deyip de ben yapmıyor muyum sanıyorsunuz; hani ele verir talkını, kendisi yer salkımı olayı.. :) Benim de var elbette durum değerlendirmelerim, kendime göre plan değiştirmelerim.. “2 vakte kadar” dedim, “şunlar olacak, bunlar olmayacak..” Elimde fincanım yoktu ama bunları söylemek hiç de zor olmadı..............."
Devamını burdan okuyabilirsiniz...
Mutlu bir hafta OLsun hepimize..
sevgimle kucaklarım.. :)